ÇEVRE HUKUKU VE ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ
ÇEVRE HUKUKU VE ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ
1. GİRİŞ
Küreselleşme, nüfus artışı, sanayileşme gibi toplumların gelişim gösteren birçok faaliyeti ile
birlikte artan çevre sorunları artık yalnızca ulusal değil uluslararası bir sorun haline gelmiş
durumda. Bu denli bir büyüme yalnızca bir devletin ulusal sınırları içerisinde çözebileceği bir
düzeyde olmadığı için dünya üzerinde yaşayan her toplumun sorunu haline gelen çevre sorunlarını
çözüme kavuşturmak yine sorunu yaratan bu toplumların sorumluluğundadır. Bu sorunları başlıca
saymak gerekirse atmosfer kirliliği, biyolojik çeşitliliğin azalması, iklim değişikliği, çölleşme ve su
kaynaklarının tükenmesi gibi doğrudan veya dolaylı olarak tüm insanlığı etkileyen ciddi sorunlardır.
Bu durum devletleri ve uluslararası örgütleri çevre koruması konusunda yeni yöntemler ve yeni
hukuki mekanizmalar geliştirmeye yönlendirmiştir. Burada bahsedilen hukuki mekanizma ise
konumuz olan “Uluslararası Çevre Hukuku” dur.
Uluslararası Çevre Hukuku (bazen uluslararası ekolojik hukuk), devletlerin kuruluşlarının çevreyle
ilgili davranışlarını düzenleyen bir uluslararası hukuk dalıdır. 1
Öncelikle konuyu daha anlaşılır hale getirmek için temelden çevre kavramının incelemesiyle
başlayıp uluslararası düzeyde iş birliği sağlayacak hukuki düzeyine kadar konuyu ele alacağız.
2. ÇEVRE KAVRAMI
Çevre kavramının bulunabilecek birçok anlamı mevcuttur. Türk dil kurumunun tanımına göre
çevre: 1-Bir şeyin yakını, dolayı ; 2- Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam ; 3- Aynı
konu ile ilgisi bulunanların tümü, muhit ; 4- Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal,
kültürel dış faktörlerin bütünlüğü2 şeklinde tanımlanmıştır. Bunlardan sonuncusu konumuz olan
çevre hukuku için en uygun tanım olabileceği için bu tanımdan yola çıkacağız.
Çevre canlıların tüm yaşamlar faaliyet ve varlıklarını sürdürdüğü yegane ortamdır. Dolayısıyla
çevre toplumsal ve yaşamsal varlığın temel unsurudur. Çünkü insan çevresi insanın psikolojik,
teknik, ekonomik ve sosyal yaşam koşullarına ve bu alanlardaki ilişkilerine etki eden bileşenleri
gerekli kılar.
2.1. HUKUKİ ANLAMDA ÇEVRE KAVRAMI
İnsanların varlığını muhafazası ve yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli ortamı ifade eder.
Günümüz itibariyle insanlığın doğadaki faaliyetleri sonucu artık, insan elinin değmediği çevresel
sistemlerin pek kalmadığı dikkate alındığında hukuki anlamda doğal çevre kavramının içerisine
doğal bileşenlerden meydana gelen şeylerin dışında insanoğlunun meydana getirmiş olduğu
çevresel sistemlerde çevre hukuku bakımından hukuki anlamda çevre kavramına dahil edilmiştir.3
1 Phillipe Sands ve diğerleri, Uluslarası Çevre Hukuku İlkeleri (4. Baskı, Cambridge, 2018) Legal İnformation İnstitue
(Erişim Tarihi: 28.10.2025 20.17)
2 TDK, https://sozluk.gov.tr (Erişim Tarihi: 28.10.2025 20.53)
3 Prof. Dr. Nükhet Turgut “Çevre Politikası ve Hukuku” ( İmaj Yayınevi, Ankara, 2009 )
Çevre Hukuku 1
3. ÇEVRE HUKUKUNUN DOĞUŞU
Çevre sorunlarında yaşanan artış ve bunun olumsuz yansımaları ile birlikte çevre ile ilgili tedbir
alınmasının gerekliliği de gündem olmuştur. Çevresel değerlerin de karşı karşıya kaldığı tehlikelere
birlikte bunlar için hukuki güvence ihtiyacı da doğmuştur. Bununla birlikte çevre korumasına ilişkin
hükümler Anayasa, Kanun ve Yönetmeliklerde yer almaya başlamıştır. Bunların artış göstermesiyle
birlikte de çevrenin korunması amacını taşıyan tüm hukuk kurallarını kapsayan bir hukuk alanı,
çevre hukuku ortaya çıkmıştır. Genel bir tanım sunacak olursak, insanın doğal yaşam alanının
gelişimi, bakımı ve korunmasını sağlayacak kurallar bütününe çevre hukuku denir.4
Buradan hareketle çevre hukukunun amacına değinecek olursak tanımdan da açıkça çıkarılacak tek
bir ana sonuç vardır bu da çevrenin korunması. Bu konudaki gelişmelerine küresel boyutlara ulaşan
çevre kirliliğinin önlenmesi, çevrenin korunması, doğal kaynakların kullanım koşulları ve
korunması konularına yönelik uluslararası anlaşmalar, yargı kararları, birçok çevre koruma örgütü,
yargı kararları gibi hukuki gelişmezlerdir.
Esas olarak çevre hukukunun doğuşu çevresel sorunların dikkate alınmaya başlaması 20. Yüzyılın
ikinci yarısından sonrasına denk gelmekte. Peki neden 20. Yüzyıl? Bu yüzyıla dönüp baktığımızda
teknolojinin de gelişmesi ve bu gelişmelere bağlıklara artan hızlı sanayileşme ve bunun getirisi
olarak sanayi atıklarının çevreye olumsuz etkileri ile karşılaşırız. Bu olumsuz etkiler karşımıza
kuraklık, küresel ısınma, su kaynaklarının azalması gibi çıkmakta ve ciddi boyutlara ulaşmaktadır.
Çevrenin korunması ve çevre sorunları kirliliğin kaynağı. Olan ülkenin sorunu olmaktan çıkıp
küresel sorun haline gelip dünya üzerinde var. Olan diğer devletlerin ve insanların da olumsuz
etkilenmesinde rol oynamıştır. Bunun bir sonucu olarak ise çevre ile alakalı bir takım Devletler
arası düzenlemeler yapılması ve bu sorunlar için önlem ve çözümlerin alınabilmesi için birtakım
devletlerarası çalışma ve toplantılar düzenlenmiştir.
Bu konuda yapışan çalışmaların ilki 1913 yılında gerçekleştirilmiş olan “Bern Konferansı” dır. 5Bu
konferans 1923 yılında Paris ve Londra’da yapılan konferanslar izlemiştir. Bundan sonra birçok
devletlerarası toplantı düzenlenmiştir.6 Takdir edilebileceği gibi bu toplantıların konusu daha çok
tabiatın ve kültürel varlıkların korunmasına yöneliktir. 1965 yılında Birleşmiş Milletler İhtisas
kuruluşlarıyla bağlantılı danışma kurulları kurulmuştur. 1097 yılında ise Tabiatın Korunması
hakkında Avrupa Konferansı düzenlenmiştir. Çevre hakkının uluslararası alada konu alındığı ilk
toplantı ise “Birleşmiş Milletler Çevre ve İnsan Konferansı” dır.
Stockholm Konferansı çevre sorunlarına yönelik çözüm politikaları arayışında bir milat olarak
görülür. Çevre hakkı açısından “İnsan, onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren nitelikli bir
çevrede, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları. Temel hakkına sahiptir.” (m.1) ilkesinin yer
aldığı bildirinin kabul edilmesi nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Bu konferansın ardından
4 Prof. Dr. Nükhet Turgut “Çevre Politikası ve Hukuku” ( İmaj Yayınevi, Ankara, 2009 )
5 United Nations, Konferanslar, Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma (Erişim tarihi: 29.10.2025 16.53)
6 https://cdn.istanbul.edu.tr/statics/hukuk.istanbul.edu.tr/wp-content/uploads/2014/11/çevre-hukuku.pdf (Erişim Tarihi:
29.10.2025 16.41)
Çevre Hukuku 2
uluslararası alanda çevre hakkı kavramının yeniden tanımlandığı ve anlam kazandığı gelişmeler
yaşanmıştır.
Çevre hakkı ile ilgili gelişmeler 1982 Anayasamızda da yer almıştır. 7 Anayasa madde 56’ da;
“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre
sağlığını korumak ve çevrenin kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir.” Hükmü yer
almıştır. 09.08.1983 tarihinde 2872 sayılı Çevre Kanunu yayınlanmıştır. Bu kanuna istinaden birçok
yönetmelik, genelge ve tebliğ yayınlanmaya devam etmektedir.
Anayasa ve kanunla hukuki güvence altına alınan ve yönetmeliklerle açıklanan çevre hakkı ve
çevre ile ilgili uyulması gereken usullerin denetimi, Çevre Bakanlığı’nın 2001 yılında tamamlanan
taşra teşkilatlanmalı ile daha da işlerlik kazanmıştır8. 2872 sayılı Kanun, 26.04.2006 tarih ve 5491
sayılı Kanun revize edilmiş ve çevre kirliliğine neden olduğu tespit edilen kurum, kuruluş ve
işletmelere ağır yaptırımlar getirmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda (5491 ile değişik) idari
yaptırım öngörülen çevre suçları 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi ile ayrı bir
boyut kazanmıştır. Dünya üzerinde ilk kez Türkiye’de kabul edilen bir Ceza Kanunu’nda yasanın
amaçlarından birinin çevreyi korumak olduğu belirtilmiştir.9
4. ÇEVRE HUKUKUNUN ULUSLARARASI HUKUK İLE İLİŞKİSİ
Çevrenin korunmasını. Amaçlayan uluslararası nitelikteki düzenlemelerin sayısında yaşanan artış
uluslararası çevre hukuku adıyla yeni bir hukuk dalının doğuşuna zemin hazırlamıştır. Aslında
uluslararası çevre hukuku çevrenin korunmasına ilişkin üzenlemelerin bulunduğu bir alt daldır.
Uluslararası teamül hukuku, uluslararası anlaşmaların aksine yalnızca taraf ülkeler için değil aksine
tüm ülkeler için geçerlidir. Uluslararası çevre hukuku da teamülü bir hukuk kuralıdır. Bu nedenle
bağlayıcılığı taraf olan ülkeleri değil tüm dünya devletlerini bağlayıcı niteliktedir. Çevrenin
korunmasına ilişkin uluslararası teamül hukuk kuraları olarak adlandırılan bu kuralları dört başlık
altında ele almak mümkündür. Bunlar ciddi nitelikte çevresel zararlara neden olma yasağı, iş birliği
yükümlülüğü, hakça kullanım ilkesi ve ortak fakat farklılaşmış sorumluluklar ilkesidir.10
Ciddi nitelikte çevresel zararlara neden olma yasağı uluslararası hukukun temel ilkelerinden olan
ülkesel egemenlik ve ülkesel bütünlük ilkeleri arasında bir denge kurma anlayışı ile kurulmuştur. Bu
yasağın çıkış noktası ise Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 74. maddesinde yer alan iyi komşuluk
ilkesindendir.
İşbirliği yükümlülüğü ilkesi ciddi nitelikte sınırı aşan çevresel kirliliklere neden olma yasağının
doğurduğu sorumluluğu vurgulamaktadır. Buna göre devletler bu sınırı aşan hallerde komşu
devletleri bu konuda bilgilendirme, uyarma, gerekli hallerde dayanışma yapmakla yükümlüdür.
7 Hasan Tunç, Yusuf Göven, Çevre Hakkı ve 1982 Anayasası (Erişim Tarihi: 29.10.2025)
8Prof. Dr. Emin Memiş, Çevreyi Korumayı Amaçlayan Pozitif Hükümler ve Çevre İdare Hukukunu Oluşturan İlkeler,
İYYÜHFD (Erişim Tarihi: 29.10.2025 20.12)
9 Prof. Dr. Emin Memiş, Çevreyi Korumayı Amaçlayan Pozitif Hükümler ve Çevre İdare Hukukunu Oluşturan İlkeler,
İYYÜHFD (Erişim Tarihi: 29.10.2025 20.18)
10 https://halkarvearatırmalar.org (Erişim Tarihi: 31.10.2025 17.58)
Çevre Hukuku 3
Hakça kullanım ilkesi kural olarak uluslararası iç suların kullanımının düzenlenmesi kapsamında
geliştirilmiş bir ilkedir. Bu ilkeye göre uluslararası suların geçtiği ülkeler diğer kıyı ülkelerinin
menfaatlerine zarar vermeden bu sudan makul oranda yararlanabilir.
5.ULUSLARARASI ÇEVRE HUKUKUNUN TÜRK HUKUKUNA YANSIMALARI
Çevre hukukuna ilişkin düzenlemelerin bizim hukukumuza yansımalarını inceleyebilmek için
bakmamız gereken temel iki ilke mevcuttur. Bu ilkelerden ilki ihtiyat ilkesidir. İhtiyat ilkesinin
çevre hukukunun temel ilkelerinden bir olduğundan söz etmiştik. Bu ilke genel olarak bir madde
veya faaliyetin çevre açısından olumsuz etkiler oluşturacağı konusunda oluşan ciddi şüphenin
varlığı halinde bilimsel kanıtlara ihtiyaç duymadan önleyici tedbirler alınmasını öngörür. Bu da bir
faaliyetin zararlı olup olmadığı belirlenince kadar alınmamış tedbirler nedeniyle oluşacak geç
kalkınmışlık sorununu ortadan kaldırmaktadır. Bir başka deyişle ihtiyat ilkesi önleme ilkesine
benzemektedir. Ancak önleme ilkesinden farklı olarak bilimsel belirsizlik hallerinde önleyici
tedbirler alınmasını öngörür.
Türk hukukunda ihtiyat ilkesinin varlığı söz konus değildir. Bu da çevrenin korunması konusunda
hukukumuzun önemli bir eksiğidir. Anayasal düzeyde bu ilkeye yer verilmemiş olmasına rağmen bu
ilkenin yansımalarına rastlamak mümkündür. İç hukuka aktarmak amacıyla kabul edilmiş
anlaşmalar ve yönetmeliklerde ihtiyat ilkesinin yansımaları mevcuttur. Bu belgelerde açıkça bu
ilkenin varlığından söz edilmemiş olmakla beraber gölgeleri olduğunu söylemek mümkündür.
Bir diğer temel ilkemiz ise “kirleten öder” ilkesidir. Bu ilke genel olarak çevresel zararlara neden
olanların sebebiyet verdikleri zararlarla mücadelenin bedelinin ödetilmeliler dayanır. Bu ilke
çevresel kirliliğin sorumlusunun belirlenmesi ve nasıl gerçekleştiği noktasında tespit gerektirir.
Burada bahsedilen bedel mali bir bedeldir. Bu ilkenin özünde kirliliğin ve zararın önlenmesi vardır.
Önceliğin bu önleme olması olduğu için kirliliğin tazmini ancak önlemenin gerçekleştirilemediği
hallerde devreye girmelidir.
Kirleten öder ilkesine ilişkin Türk hukukundaki temel düzenleme, Çevre Kanunu’nun 3.
maddesinin “g” bendinde yer almaktadır. Söz konusu düzenleme şu şekildedir: “Kirlenme ve
bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan
harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır. Kirletenin kirlenmeyi veya
bozulmayı durdurmak, gidermek veya azaltmak için gerekli önlemleri alamaması veya bu
önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum. Veya kuruluşlarınca
yapılan gerekli harcamalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre kirletenden tahsil edilir.” 11 Türk hukukunda kullanılan Çevre kanununu birçok
maddesinde bu ilkenin izlerine rastlamak mümkündür. Örneğin kanunun 2. maddesi, 3. maddesi h
bendi, 9. maddesinin j bendi ve yine mevcut kanunun 18 ve 29.maddelerini örnek vermek
mümkündür.
Uluslarası hukukun çevre gibi evrensel ve önemli bir alanının yok olmasına izin vermeden bilinçli
bir şekilde yürüttüğü iyileştirmeler ve gelişmeler diğer tüm dünya devletleri için olduğu gibi bizim
11 2872 Sayılı Çevre Kanunu (Erişim Tarihi: 01.11.2025 15.46)
Çevre Hukuku 4
hukukumuza da etki etmiştir. Çevre tüm insanlığın yegane mirası olup korumak yine tüm insanlığa
atfedilmiş bir görevdir. Bu mirasa hayatın her alanında korumalar ile rastlanmakta ve
unutturulmamaktadır. Biz ve gelecek neslin de bu bilinçte olması en yürekten temennidir.
6.KAYNAKÇA
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2872&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
https://www-un-org.translate.goog/en/conferences/environment/stockholm1972?
_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc
https://cdn.istanbul.edu.tr/statics/hukuk.istanbul.edu.tr/wp-content/uploads/2014/11/cevrehukuku.
https://www-apu-apus-edu.translate.goog/area-of-study/security-and-global-studies/resources/whati
s - e n v i r o n m e n t a l - l a w / ?
_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc&_its=eF4ljksOwjAMRO_iNZHyaX7cgAUbL
lA5iSMilVYKgU3Vnp2U7jyeseet8C0JrqC1EzlzwbRVxAbrHPMuWobaK45GOs4lXODdsFGP16n
t w h p h j N F W 7 x P O a Z e j 4 t I o N 6 Z S K b b R a 0 U 6 C J R Z p U x k e e L B q o x 8 w O A o -
v4OW6slfFpZZriukJYXlj5BtyplqpXqqeIT55mmW0c9SzpKjfclHTBnH_xXD8rHxbb9AF3OQDQ
https://www-law-cornell-edu.translate.goog/wex/international_environmental_law?
_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=wa
Prof. Dr. Güneş, M. Ahmet, “Ulusal ve Uluslarası Çevre Hukukunun Temel İlkeleri” , Haklar ve
Araştırmalar Derneği, Eylül 2021: https://haklarvearastirmalar.org/wp-content/uploads/2021/09/
Cevre-Hukuku-Ilkeleri-tekli-sayfa.pdf
Tunç, Hasan; Göven, Yusuf, “Çevre Hakkı ve 1982 Anayasası”, Hukuk Dergi, https://
hukukdergi.ebyu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/1997-7.pdf (Erişim Tarihi: 02.11.2025 17.41)