TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ VE KADIN İSTİHDAMINA YÖNELİK HUKUKUN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜ
TOPLUMSAL
CİNSİYET ROLLERİ VE KADIN İSTİHDAMINA YÖNELİK HUKUKUN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜ
Zeynep YILMAZ
*Öğrenci,
Kırıkkale Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, 240401161@edu.tr
ÖZ
Toplumsal cinsiyet rolleri, toplumun
kadın ve erkeklerden nasıl davranmalarını beklediğini gösteren kalıplardır.
Türkiye’de bu roller uzun yıllardır gelenekler, örf ve aile yapısı tarafından
şekillendirilmiştir. Kadın daha çok “ev içi” rollerle, erkek ise “çalışan ve
geçimi sağlayan” kişi olarak görülmüştür. Bu durum, kadınların çalışma hayatına
katılmasını zorlaştıran en önemli engellerden biridir.
TÜİK verilerine göre Türkiye’de
kadınların istihdam oranı erkeklere göre oldukça düşüktür. Ayrıca kadınlar çoğu
zaman güvencesiz ve kayıt dışı işlerde çalışmaktadır. Bunun en önemli
nedenlerinden biri, kadınların ev işleri ve bakım yükünün çok fazla olmasıdır.
Toplumda sıkça kullanılan “kadının yeri evidir” gibi düşünceler, işverenlerin
de kadın çalışanlara karşı önyargı geliştirmesine yol açmaktadır.
Bu makale, toplumsal cinsiyet
rollerinin kadın istihdamını nasıl sınırladığını ve Türk Hukuku’nun bu
eşitsizliği azaltmadaki rolünü incelemektedir. Hukukun, yalnızca kâğıt üzerinde
eşitlik sağlamakla kalmayıp, geleneklerin yarattığı engelleri aşma potansiyeline
sahip olduğu savunulmaktadır.
Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Kadın
İstihdamına Türk Toplumundaki Yansımaları
Geleneksel rollerin kadın
istihdamına etkileri, Türk toplumunda belirgin şekillerde gözlemlenmektedir:
● Ev İçi Emeğin Yükü ve
"Anne" Rolü: Türk örfünde kadınlara yüklenen "anne" ve
"eş" kimliği, onlardan öncelikli olarak çocuk, yaşlı ve ev bakımını
üstlenmesini bekler. TÜİK verilerine göre, kadınların ev işine ayırdığı süre
erkeklerin ayırdığı sürenin yaklaşık 4 katıdır. Bu durum, kadınların işgücü
piyasasına katılımını ya engellemekte ya da onları esnek, yarı zamanlı ve
dolayısıyla güvencesiz işlere itmektedir.
● Mesleki Ayrışma ve "Kadın
İşi" Algısı: Toplumsal algı, belirli meslekleri "kadın işi"
(öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik) olarak kodlarken, mühendislik,
yöneticilik gibi alanları "erkek işi" olarak görmektedir. Bu ayrışma
ile birlikte, kadınların üst yönetim kademelerine yükselmesinin önünde görünmez
bir engel oluşmaktadır.
● Çalışan Kadına Yönelik Örf
Kaynaklı Baskı: Özellikle kırsal veya geleneksel bölgelerde, kadının
çalışması "eve erkek kadar bakamayacak durumda olmak" algısı
yaratabilir. Bu durum, yalnızca işveren önyargılarını değil, bizzat kadının
ailesi ve çevresi tarafından uygulanan psikolojik baskıyı da beraberinde
getirerek, kadının kariyer hedeflerini ikinci plana itmesine neden
olabilmektedir.
Bu nedenlerle kadınlar, erkeklere göre daha düşük ücretler
almakta (cinsiyetler arası ücret farkı) ve kariyer gelişimlerinde sürekli
engellerle karşılaşmaktadır.
Türk Hukukunun Dönüştürücü Gücü
Hukuk, örf ve adetlerin getirdiği
eşitsiz yapıları dönüştürmede en güçlü araçtır. Türk Hukuku, bu rolünü üç temel
sütun üzerine inşa etmiştir:
3.1. Anayasal Eşitlik ve Pozitif
Ayrımcılık
Anayasa m. 10 (Eşitlik İlkesi): Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası'nın 10. Maddesi, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun
önünde eşit olduğunu net bir şekilde ifade eder. Bu ilke, örf ve adetten
kaynaklanan her türlü ayrımcı tutumun yasal dayanağını ortadan kaldırmıştır.
Anayasa m. 10/2 (Pozitif Ayrımcılık): 2004 yılında yapılan
anayasa değişikliği ile bu eşitlik ilkesi güçlendirilmiş; "Kadınlar ve
erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini
sağlamakla yükümlüdür. Bu amaçla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı
yorumlanamaz." hükmü getirilmiştir. Bu düzenleme, hukuka, geleneksel
rollerin yarattığı dezavantajları gidermek için pozitif ayrımcılık tedbirleri
alma yetkisi ve yükümlülüğü vermektedir.
3.2. İş Hukukunda Ayrımcılık Yasağı
4857 Sayılı İş Kanunu m. 5: Kanun, iş ilişkilerinde (işe
alım, ücret, çalışma koşulları, terfi, işten çıkarma) cinsiyet ayrımcılığını
açıkça yasaklamaktadır. Özellikle "eşit değerde işe eşit ücret"
ilkesinin benimsenmesi, kadınların geleneksel "kadın işi" olarak
görülen sektörlerde bile erkeklerle aynı işi yaptıklarında eşit ücret almasını
yasal güvence altına almıştır.
3.3. Medeni Hukukta Eşitlik
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK): 2002 yılında yürürlüğe
giren TMK, evlilik birliğinde kadının ve erkeğin eşit hak ve yükümlülüklere
sahip olduğunu hükme bağlamıştır (TMK m. 186). Aile reisliğinin kaldırılması ve
eşlerin birlikte bir yaşam tarzı seçme özgürlüğünün tanınması, kadının işgücü
piyasasına katılımını kısıtlayan geleneksel "kocanın izni" gibi örfî
baskıları hukuken hükümsüz kılmıştır.
Hukukun Dönüştürücü Rolü: Geleneksel
Rollere Müdahale Mekanizmaları
Hukuk, sadece yasaklamakla kalmaz;
somut mekanizmalarla ev içi rollerin paylaşımını teşvik ederek örfün yarattığı
ayrımı dönüştürmeyi hedefler:
4.1. Aile ve İş Yaşamı Dengesi
Düzenlemeleri
Hukuk, çocuk bakım sorumluluğunun
sadece kadına ait olduğu yönündeki geleneksel algıyı değiştirmeyi hedefler.
Doğum ve Analık İzinleri: Analık izni sonrası tanınan kısmi
süreli çalışma, süt izni ve ücretsiz izin hakları, annenin işten kopuşunu
önlemeyi amaçlar.
Ebeveyn İzinlerinin Teşviki: Doğum yapan babaya tanınan ücretli
babalık izni (İş Kanunu Ek Madde 2) ve ebeveynlere tanınan kısmi süreli çalışma
hakkı (İş Kanunu Ek Madde 5), bakım sorumluluğunun erkekler tarafından da
üstlenilmesini hukuken teşvik etmektedir. Hukukun buradaki dönüştürücü gücü, bu
izinlerin fiilen erkekler tarafından kullanılması ve toplumsal kabul görmesi
ile pekişecektir.
4.2. Hukuki Koruma ve Yaptırımlar
İş Kanunu'nun 5. maddesine aykırı davranan işverenlere idari
para cezaları uygulanması ve ayrımcılığa uğrayan çalışana dört aya kadar ücreti
tutarında tazminat ödeme yükümlülüğü getirilmesi, hukukun caydırıcı gücünü
ortaya koyar. Ayrıca, ayrımcılık davalarında ispat yükünün işverene geçmesi
(çalışanın ayrımcılık iddiasını gösteren kuvvetli bir emareyi sunması yeterli),
hukuki mücadeleyi kolaylaştıran önemli bir mekanizmadır.
Uygulama Engelleri: Örf ve Adetlerin
Direnci ve Hukukun Sınırları
Hukukun
dönüştürücü potansiyeline rağmen, Türk toplumundaki köklü örf ve adetlerin
direnci, yasal normların etkinliğini sınırlamaktadır.
● Örfün Baskısı ve Yasal Boşluklar: Medeni Hukuk, kadının çalışmasını
kocanın iznine bağlamasa da, aile içindeki geleneksel baskılar ve örfî
beklentiler nedeniyle birçok kadın, eşinin veya ailesinin rızası olmadan
çalışmakta zorlanmaktadır. Hukuk, özel alandaki bu kültürel baskılara doğrudan
müdahale edememektedir.
● Kayıt Dışı İstihdam ve Koruma Dışı
Kalma:
Kadınların büyük bir kısmı, özellikle tarım ve ev hizmetlerinde kayıt dışı
çalıştığından, 4857 Sayılı İş Kanunu'nun getirdiği ayrımcılık yasağı ve sosyal
güvence kapsamının dışında kalmaktadırlar. Bu durum, hukukun koruyucu etkisini
önemli ölçüde zayıflatır.
● Yargı Pratiğinde Örfî Etkiler: Hukukun nihai dönüştürücü gücü olan
yargı kararları, bazen toplumsal cinsiyet ön yargılarını yansıtabilmektedir.
Örneğin, evlilik nedeniyle işten ayrılan kadına tazminat hakkı tanınmasına
rağmen, bazı içtihatlarda bu hakkın "kötüye kullanım" iddiasıyla
kısıtlanması, kadını "evine dönmeye" teşvik eden geleneksel
yaklaşımların yansıması olarak görülebilmektedir.
● Bakım Krizi ve Altyapı Eksikliği: Hukuk, ebeveyn izinleri verse de,
yaygın ve nitelikli kreş/bakım hizmetlerinin (özellikle kırsalda ve
dezavantajlı bölgelerde) eksikliği, annelik yükünü hafifletmede hukukun
etkisini sınırlamaktadır.
Sonuç ve Öneriler
Toplumsal cinsiyet rolleri ve bu
rollerin beslediği örf ve adetler, kadın istihdamında eşitliği sağlamanın
önündeki en büyük kültürel ve yapısal engellerdir. Türk Hukuku, Anayasa'dan
Medeni Kanun'a ve İş Kanunu'na kadar uzanan güçlü yasal düzenlemelerle bu
eşitsizliği gidermede kritik bir dönüştürücü potansiyele sahiptir. Hukuk,
sadece eşitliği beyan etmekle kalmamış, pozitif ayrımcılığı anayasal güvence
altına alarak geleneksel rolleri aşma iradesini ortaya koymuştur.
Ancak, hukukun bu gücünün tam anlamıyla fiilî eşitliğe
dönüşebilmesi için şu adımlar zorunludur:
Hukuk Uygulamasının Denetimi: Eşit ücret ilkesinin ve ayrımcılık
yasaklarının, özellikle KOBİ'ler ve kayıt dışı sektörlerde etkin denetimi
artırılmalıdır.
Örfün Dönüştürülmesi: Yasal düzenlemelerle birlikte, kamu
spotları, eğitim programları ve yerel yönetimlerin projeleri aracılığıyla
babalık rolünün aktifleşmesi ve ev içi emeğin paylaşılması konusunda toplumsal
farkındalık artırılmalıdır.
Kreş ve Bakım Hizmetlerinin
Yaygınlaştırılması:
Hukuki izin haklarının kadınlar üzerindeki bakım yükünü azaltması için,
devletin ve işverenlerin ortak sorumluluğunda, erişilebilir, kaliteli ve yaygın
kreş/gündüz bakım hizmetleri sunulmalıdır.
Hukukçuların Eğitimi: Yargı pratiğinde toplumsal cinsiyet
rollerinden kaynaklanan önyargıların önlenmesi amacıyla, hukuk fakültesi
müfredatından başlayarak yargı mensuplarına yönelik düzenli toplumsal cinsiyet
eşitliği eğitimleri zorunlu hale getirilmelidir.
Hukuk, toplumsal değişimin öncüsü olabilir; ancak nihai
başarı, hukuki normların kültürel direnci aşarak Türk toplumunun günlük
yaşamına ve örfüne entegre edilmesiyle mümkün olacaktır.
KAYNAKÇA
● Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m.
10, m. 41)
● 4857 Sayılı İş Kanunu (m. 5, Ek m.
2, Ek m.5)
● 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (m.
186)
● Birleşmiş Milletler. Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW).
● TÜİK, İstatistiklerle Kadın ve Yaşam
Boyu Eğitim İstatistikleri
● https://dergipark.org.tr/tr/pub/federgi/issue/84736/1289065
● https://dergipark.org.tr/tr/pub/tsadergisi/issue/81254/1224431